“Sevmeyeni olmayan insan” Enis Güneş’e elveda

· Notion

28 Ocak 2023 Cumartesi günü saat 15:40’ta biricik babamı kaybettim. Aramızdan ayrıldığında 82 yaşındaydı ve neredeyse 2 buçuk senedir sağlığı kötüye gidiyordu. 2020 Ekim ve 2022 Temmuz’da 2 kez COVID olup 10’ar gün hastanede yattı. En son ciğerleri su toplayınca yılbaşı öncesi bir 10 gün daha hastanede yattı. Her yatış hareket kabiliyetinde bir azalma ve demansında bir ilerleme ile sonuçlandı. Kanser teşhisi konulalı 15 gün, çektirdiğimiz PET ile bütün vücudunu sardığını öğreneli ise 1 hafta olmuştu. Bu 15 gün boyunca 3 kardeş (2 ablam ve ben) ona evde nasıl iyi bakarız, son günlerini nasıl huzurlu geçirebilir diye araştırıyorduk. Tedavi olsun olmasın kararı bir yana, hangi ağrı kesiciyi ne sıklıkta vermeliyiz gibi tartışmalar temel odak noktamızdı. Ama sağolsun babam, her zamanki gibi ağırlığını koydu. Sessiz sedasız aramızdan ayrıldı. Ve tabii ki ona yakışır bir şekilde geride kalanlara büyülü bir hikaye bıraktı.

Normalde uzun bir süredir her fırsatta oğlum Can’ı götürürdüm annemlere. Hem son günlerinde dedesine eşlik etsin hem de evdeki ister istemez olan karamsar havayı dağıtsın istiyordum. Cuma günü eşime yarın Can’ı götürmek istemiyorum dedim. Bir sebebi yoktu, sadece istemedim. Zaten Cuma akşamı halam aramıştı ve İzmit’de yaşayan dayım (dört dayımdan tek hayatta olanı) beyin kanaması geçirmiş ve merdivenden düşmüştü. Ya da merdivenden düşmüş, beyin kanaması geçirmişti. Hangi sırada olduğunu bilmiyorlardı. Anneme söylemek istemiyorlardı ama haber veriyorlardı bana. Telefonda “Ben yarın gider söylerim, annemi de alır gelirim İzmit’e” dedim. Cumartesi sabahı, her zaman yaptığım gibi, eve girer girmez anneme sıkıca sarılıp öptükten sonra babamın son 2 buçuk seneyi geçirdiği odasına doğru yürüdüm. Beni görünce sağa doğru kaykıldı, ağrıları yüzünden hep sola doğru yatıyordu. Yaklaşıp neredeyse bir rutin olarak yaptığım gibi başını okşadım ve alnından öptüm. Biraz daha dedi. Ben de devam ettim saçlarını okşamaya, annem ve Nur ablam geldi odaya. Klasik şakamı yaptım, “En favori çocuğun benim değil mi baba? Söyle de herkes tekrar duysun.” dedim. Babam da Nur ablamı göstererek “ilk göz ağrım” dedi. Havada neredeyse dokunsan ele gelecek duygular vardı. Sevgi, şefkat, özlem (geçmişe, sağlıklı günlere).

Mutfağa geçtik, kahvaltı, sohbet derken, anneme durumu anlattım. “Dayımı görmek istersin, İzmit’e gidelim.” dedim. Hiç istemedi. Baban bakıcı ile tek kalmasın dedi. Israr ettim: “Belli olmaz anne, dünya gözüyle son kez gör dayımı” diye ısrar ettim. İstemeye istemeye kabul etti. Biz İzmit’e gitmek için hazırlanırken telefon geldi, İzmit ve çevre illerinde yoğun bakımlar doluymuş, Pendik 100. Yıl Hastane’sine getiriyorlarmış dayımı. Öyle olunca biraz daha zaman var diye biraz babamın yanına geçeyim dedim. Ayak ucundaki sandalyeye oturdum. Pek sohbet başlatmıyordu ne zamandır, ama bir anda kafasını kaldırdı “Çok oldu artık, gideyim” dedi. Ben de “Git tabii babacım. Sen bu hayatta yapacağını yaptın. 3 çocuk yetiştirdin, 4 torun gördün. Güzel yaşadın, artık acı çekme” dedim. “Hakkım varsa da, ben sana helal ediyorum” diye ekledim. O da hakkını helal etti. “Ama” dedim, “eğer babaannemi görürsen ve bu tarafa işaret verebiliyorsanız bir işaret verin”. “Yok, yapamam” dedi. “Peki en azından selam söyle” dedim. Kafasıyla tamam der gibi bir hareket yaptı.

Dayımı görmek için çıktık. Hastaneye varışımızdan 5-10 dakika sonra bakıcı aradı: “Baba kustu, dudakları mor ve hareket etmiyor” dedi. 112’yi aradık ve hemen eve doğru yola çıktık. Yolda bir yandan sürekli kornaya basıyor bir yandan da dua ediyordum. 112 bizden önce gelirse babamı zorlamasın, huzurunu kaçırmasın diye. Gelince anlaşıldı ki 112 geldiğinde babam çoktan hakkın rahmetine kavuşmuş. Bakıcı ise son anlarını şöyle anlattı: “Baba bir anda kustu, sonra kafasını kaldırdı “anne, anne” diye seslendi. Sonra bir daha kustu ve elini arkasındaki cama uzatarak “anneciğim, anneciğim” diye tekrar seslendi. Sanki annesi geldi, babayı aldı ve gitti”.

112’den 10 dakika sonra varmışız. Onu tekrar gördüğümüzde hala sıcaktı. Sağolsun, bu son anları ve acıyı ailesine yaşatmak istemedi. Yüzüne uzun zamandır olmayan bir huzur gelmişti. Neredeyse tekrar sağlıklı gözüküyordu diyebilirim. Canım babam.

Babam çok güzel insandı. Oğuz abinin (büyük halamın oğlu) mesajıyla “sevmeyeni olmayan bir insan”. Klasik anlamda bir baba - oğul ilişkimiz yoktu. Beraber hatırladığım neredeyse tek sosyal aktivitemiz 14 yaşında beraber gittiğimiz bir sinema seansıydı. Bu olay haricinde evin dışında geçen hiç bir anım yok babamla. Genç bir emekli olarak 40 yıldan fazla bir süre ev ile, iş gibi disiplinle gittiği, kahve arası bir hayatı vardı. Bir süre sonra kahve de zor gelmeye başladı, bilgisayarda briç oynuyordu. Bu dönemde internet kesilmesi veya mouse’un çalışmaması benim için acil kodlu telefonlara dönüşür, en kısa sürede halletmem gereken problemler olarak hayatıma girip çıkardı. Hatırladığım o hep evdeydi. Büyük ihtişamı, hoş sohbeti ve arada ettiği büyük laflarla güvenli bir liman gibiydi. Orada olduğunu bilirdiniz ve bu yeterdi.

Tüm kutsal kitapları okumuştu ama inançlı bir insan değildi. Annem dindar olmasına ve bu konu neredeyse her fırsatta gündeme gelmesine rağmen hiç birimize bir taraf seçmek için baskı yapmadı. Aksine annem bayram namazı için çok ısrar edince, “anneni kırma oğlum” derdi. Hala tam anlamıyla kökenini anlamadığım bir bilgeliği vardı. Lise mezunu olmasına rağmen tüm Rus ve Fransız klasiklerini okuduğu gibi benim afacanlıkla yırtmaya başlamam ile son bulan geniş bir kütüphanesi vardı. Dedem küçükken babamı çok dövmüş, o varken odaya girmesi bile yasakmış. Babam bunları anlatır ve hep “Bunları asla çocuklarıma yaşatmam” derdi. Bir kere tokat yedim babamdan. O da Bağlarbaşı’nda otururken tehlikeli bir sokakta karşı karşıya geçerken araba çarptı. Mosmor bir bacağa sahip olmama ve bildiğin sekmeme rağmen küçük aklımla bunu gizleyebileceğimi düşündüm. O da öğrenince yalan söylememe kızdı ve tokadı yapıştırdı. Onunla rahat ederdiniz hep. Bir şey düşüp kırıldığında hemen “canın sağolsun” diyiverirdi. “Düşüren kişi (veya hata yapan) zaten yeterince üzgün, ondan fazla üzülemem ki” derdi. PTT’de başlayıp biten memurluk hayatı için: “Memurluğum boyunca hiç rüşvet almadım. Ama kimse de teklif etmedi. O yüzden sınava tabii tutulmadığım için masumum da diyemem” derdi. 57 yıllık evlilikleri boyunca annemi aldatmadığını söylerken “Annene kadar hızlı yaşadım. Bir telefonla tanımadığım bir kadın için Adana’ya bile gittim. Ama annenin tanıdığı ilk erkek benim, ona haksızlık edemezdim.” derdi. Fransa’ya yüksek lisans yapmak için gideceğim günün sabahı kapıya kadar geldi ve tek laf etti: “Sakın orada ırkçılık yapma.”

Babam ben doğduğumda 39 yaşındaymış. Ben de Can doğduğunda 39 yaşındaydım. Bu dönemde sabah Can’ın akşam babamın altını bezlediğim çok oldu. Başka türlü bir zaman geçirdik beraber. İnsan babası ölünce veya çocuğu olunca büyürmüş. İkisi de oldu. Kendimi büyümüş hissetmiyorum. Ama tüm hayatım boyunca olduğu gibi yine kendimi “şanslı” hissediyorum. Böyle bir babam olduğu ve son gününde bize böyle bir hikaye bırakarak gittiği için. Yolun açık olsun biricik babacığım. Bir gün bir şekilde görüşeceğiz. Kendine iyi bak.

Emre Güneş

NOT 1: Bu dönemde arayan soran, mesaj atan, çiçek gönderen, camiye, mezara ve (veya) eve gelen, yani yanımızda olduğunu bir şekilde hissettiren herkese tekrar binlerce kez teşekkürler. Her bir dokunuşu omzumda ve kalbimde hissettim. İyi ki varsınız.

NOT 2: Her dönemi bir şarkı ile hatırlarım. Dilime pelesenk olup sürekli dinlediğim bir şarkı. Bıkmadan üst üste saatlerce dinlerim. Babamın son günleri için de şarkım şu oldu. Size de iyi dinlemeler.

Raf - Akustik Versiyon

26 Eylül 2021 Pazar. Ailecek kahvaltı organizasyonu.

26 Eylül 2021 Pazar. Ailecek kahvaltı organizasyonu.